Aile Hikayeleri

  • YUSUF Aksoy Ailesi
    Yedek bir can olarak gördüğümüz bu kök hücrelerin saklanabilmesi konusunda kordon kanının çöpte değil de işe yarayacak bir yerde saklanması konusunda bilgi sahibi olmalarını istiyoruz
    Daha

    İslam ve Emine Aksoy çifti, Şırnak'ın Cizre ilçesinde yaşarken 2004 yılında ilk çocukları Furkan'ı, ardından da 2006 yılında 2'nci çocukları Yusuf'u kucaklarına aldı. Henüz 8 aylıkken Yusuf'un halsizleştiğini, emeklemeyi bile bıraktığını fark eden aile, hemen hastaneye koştu. Ancak önce Cizre'de, daha sonra da Şırnak merkezde, Diyarbakır ve Mardin'de gittikleri hastanelerden bir cevap alamadılar. Yusuf'un kansızlık nedeniyle halsizleştiği söylendi, kan nakli yapıldı fakat sorunlar 1 ay sonra tekrar kendini göstermeye başladığında yapılan testler sonucu gerçek ortaya çıktı. Yusuf'un 'Talasemi majör' (Akdeniz anemisi) olduğunu öğrendiklerini belirten baba İslam Aksoy, Cizre'de evlilik öncesi talasemi testi yapılmadığını ve başlarda bu hastalığın ne olduğunu bile bilmediklerini söyledi. Aksoy, Yusuf'a uyumlu ilik bulmak için tüm aileye kan taraması yaptıklarında ailedeki diğer hastaların da ortaya çıktığını anlattı. Sürekli hastalık hakkında araştırma yapmaları nedeniyle hastaneye gittiklerinde doktorların "Bilmiş aile geldi" dediğini anlatan Aksoy, "Mardin'de, Diyarbakır'da Talasemi konusunda bilgili doktor bulamayınca Mersin'de yaşayan akrabamızın vasıtasıyla 2 yıl her ay tedavi için Mersin'e gidip geldik. Sonrasında da tamamen Mersin'e taşındık. Cizre’de eczanemiz vardı. Mersin'e taşınınca güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başladım" dedi.

    ‘Yusuf'a iliği uyar’ ümidiyle 2.5 yaşındaki ağabey Furkan'ı hastaneye götürdüklerinde onun da Talasemi Intermedia olduğunu öğrendiklerini söyleyen Aksoy, o günleri şöyle anlattı: "Furkan'ı her 6 ayda bir tedaviye götürüyorduk. Ancak Yusuf'un durumu ağırdı. Bu sırada yaptığımız araştırmalarda kordon kanının saklanarak birçok hastalıkta tedavi için kullanılabildiğini öğrendik. Bebek sahibi olmaya karar verdik. 2009 yılında Umut dünyaya geldi. Umut'un doğumunda kordon kanını sakladık. Umut, adı gibi ailemize umut oldu. Hem sağlıklıydı hem de dokusu ağabeyininkine yüzde 100 uyumluydu. Kordon kanı da yüksek miktarda alınabildi ve Umut'un kordon kanı ve iliği, 2012 yılında Yusuf 6 yaşındayken nakledildi."

    Nakil için kordon kanının tam istedikleri anda hastanede olduğunu anlatan anne Emine Aksoy, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yaşam Bankası, bize kordon kanı alma işlemini bilen bir doktor önerdi. Fakat o doktora gidemediğimiz için bize 2 kit gönderdiler. Bizim doktorumuz önce ilk kit ile deneme yaptı, sonra da diğeriyle kanı aldı. Yaşam Bankası sorumlusu tüm süreçle ilgilendi, doğum esnasında da yanımızdaydı. Kanın sağlıklı bir şekilde en yüksek miktarda alınmasını sağladı. Kordon kanının saklandığı andan 3.5 yıl sonra nakline kadar hiçbir sıkıntı yaşamadık. Kordon kanı doğumdan nakile kadar geçen süreçte Yaşam Bankası laboratuvarlarında korundu ve nakil sırasında canlılık oranı beklediğimizden daha yüksekti. Sanki yeni bir doğumdan alınmış gibiydi. Yusuf nakilden sonra 29'uncu günde taburcu oldu. Nakilden sonra görülen yan etkilerin hiçbiri Yusuf’ta görülmedi. Biz kordon kanının faydasını çok gördük. Herkese de tavsiye ediyoruz. Bunun sık sık duyurulmamasına, bilinmemesine gerçekten şaşırıyoruz. İnsanların geleceği için 1'nci dereceden önemli. Bir canı canlandırıyor."

    Tamamen iyileşen Yusuf’un kardeşleriyle bugün rahatlıkla koşup oynayabildiğini, okuluna gidebildiğini söyleyen ve ailelerin bu konuda bilinçlenmesini istediklerinin altını çizen Emine Aksoy, "Bizim yaşadıklarımızı yaşayanlar keşke Yaşam Bankası gibi işin uzmanı olan birilerine yönlendirilebilseler. Yedek bir can olarak gördüğümüz bu kök hücrelerin saklanabilmesi konusunda kordon kanının çöpte değil de işe yarayacak bir yerde saklanması konusunda bilgi sahibi olmalarını istiyoruz" dedi.

  • ŞENER AİLESİ Şener Ailesi
    Oğlum Sinan'a hamile kaldığım ilk günden itibaren hep onun için iyi olanı yapmaya çalıştım.
    Daha

    Hayat tarzım, beslenme alışkanlığım, dinlediğim müziğe kadar herşeyde öncelikle onun iyiliği, yararı ve sağlığı için uygun olanı seçmeye özen gösterdim. Ailesi olarak Sinan'ın geleceği için iyi olan herşeyi elimizden geldiğince yapmak istiyorduk, çünkü onun ömür boyu sağlıklı ve mutlu bir birey olmasını sağlamak bizim görevimizdi. Ancak, bir yandan da biliyorduk ki, hayat bizim öngörü ve güzel temennilerimizle geçmeyebilirdi. Keşke hiç olmasa ama hastalık diye bir gerçeklik olduğunu ve bazı hastalıkların da gerçekten çok üzücü olduğunun farkındaydık. Bu noktada en azından çözüm adına tedbir alma şansımız vardı. Bu sebeple Yaşam Bankası ile görüşüp kendilerinden bilgi alma şansım oldu. İlgi ve alakaları ön bilgilendirme aşamasından Sinan'ın kordon kanının alınıp saklanmasına ve takip aşamasına kadar her basamakta gerçekten iç rahatlatıcı ve güvenilirdi; emin ellerde olduğumuz hissini her an yaşadım. Tüm süreçte göstermiş oldukları nazik ve olumlu yaklaşımları için Yaşam Bankası çalışanlarına teşekkür ederim.

    İrem – Mert – Sinan Şener

    Galeria
    Galerisi
  • Kacper Wiktoria’nın Kordon Kanı Hayat Kurtardı
    İki yılı aşkın süredir, 7 yaşındaki Kacper, aplastik anemi – bir çeşit kemik iliği işlev bozukluğu- ile mücadele etmekteydi. Onu kurtarmak için tek şans nakil işlemiydi fakat ne yazık ki, ona kemik iliğini verecek donör son anda vazgeçti. Buna rağmen, yardım küçük kız kardeşinden geldi. Onun göbek kordon kanı toplandı ve Kacper’e nakledildi. Bu nakil, Polonya’da gerçekleştirilen 9. göbek kordon kanı kök hücre naklidir.
    Daha

    KacperKemik iliği yetersizliği, kan kök hücrelerinin işlev bozukluğundan kaynaklanan bir hastalıktır. Bu hastalıkta kan kök hücrelerinin bölünme ve farklılaşma hızı oldukça düşer. Bu düşüş kemik iliğini baskılar ve pansitopeniye sebep olur. Pansitopeni ise tüm kan hücresilerinin (kırmızı kan hücreleri, beyaz kan hücreleri ve trombositlerde) azalmasına ve kemik iliği atrofisi ile sonuçlanır. Bu oldukça nadiren görülen bir hastalıktır ve tüm yaş gruplarında görülebilir. Her yıl bu hastalıkla ilgili birçok vaka bildirilmektedir.

    Kacper’in hastalığı Kasım 2011’de o henüz 5 yaşındayken başladı. Dizlerinde şiddetli bir ağrı ile geceleri uyanmaya başlamıştı. Başlangıçta, hastalığın semptomlarına dair hiçbir bulgu yoktu. Ancak, bu durum daha sıklıkla olmaya başlayınca, ebeveynleri bu durumu kendi aile hekimlerine danışmaya karar verdi. Kacper’in kan testi sonuçları yalnızca ailesini değil, aynı zamanda doktorları da şaşırttı. Kacper’in trombosit eksikliğinden (trombositopeni) müzdarip olduğu ortaya çıktı. Doktorlar daha da kötüsü – lösemiden şüphelendi. Kacper’in babası „Hayatımız birdenbire kağıttan bir ev gibi dağılmıştı” diye anlatıyor.

    Kacper, Czestochowa’daki bir hastaneye kaldırıldı ve daha sonra aynı gün içerisinde Katowice’ye transfer edildi, burada da biyopsisi yapıldı. İlk muayenenin sonuçları umut vericiydi, doktorlar kanser veya lösemi bulgularına rastlamadılar. Kacper’in ailesi rahat bir nefes almıştı, fakat ne yazık ki mutlulukları uzun sürmedi. Beklenmeyen bir şekilde, test sonuçları kötüleşmeye başladı. Doktorlar kemik biyopsisi yapmaya karar verdiler ve biyopside kemik iliğinin boş olduğunu gördüler. Belirsizlikle geçen uzun sürenin ardından, doktorlar son teşhisi koydular, Kacper ağır aplastik anemiydi ve bir dizi kan ve trombosit nakline ihtiyacı vardı. Wroclaw’da bulunan Pediatrik Onkoloji Kliniği’nden Prof. Dr. Krzysztof Lalwak, „Kacper’in düşük granülosit değerleri onu bakteri ve mantar enfeksiyonlarına karşı açık hale getiriyordu” dedi.

    Sadece kemik iliği nakli onu kurtarabilirdi. Onu hastalıktan kurtarıp yeniden yaşatabilmek için geri sayım başlamıştı. Kacper’in ailesi ve erkek kardeşinin uyumlu kemik iliği donörü olup olmadığı incelendi. Ne yazık ki ailesiyle yalnızca %50 genetik uyum, küçük erkek kardeşi Mikolaj’la ise 7/10 uyumlu antijene sahipti. Kacper’in ailesi kemik iliği donörü olamayacaktı çünkü naklin gerçekleşebilmesi için antijenlerin en az 9/10 oranında uyumlu olması gerekiyordu. Ne yazık ki Mikolaj’ın anne ve babası o doğduğunda kordon kanını toplatıp saklamamıştı, ki bu Kacper’in hayatını kurtarabilirdi. Şu an yalnızca uygun donörü beklemek zorundaydılar. Aylar geçti ve sonunda Kasım 2012’de telefon çaldı.

    Kacper’in babası „Bizi uygun donör bulunduğuna dair bilgilendirdiler”, „Oğlumu nakil için hazırlamaya başladılar. Onun çürük dişlerini çektiler ve sıvıların, ilaçların ve kanın verilebileceği, ek kanüle ihtiyaç duyulmayacak, toplanma yapılabilecek özel bir kateter taktılar” diye anlattı.

    27 Kasım 2012’de, Wroclaw’daki Pediyatrik Onkoloji, Hematoloji ve Kemik İliği Nakil Merkezi’nde naklin gerçekleştirilmesine karar verildi. Ne yazık ki, nakil işleminden on gün önce, hastaneden bir doktor telefon etti ve Kacper’in ailesinin hiçbir zaman duymak istemeyeceği bir haberi iletti: donör son dakikada vazgeçmişti. Nedenini hiçbir zaman öğrenemediler. „Her şey biteceği için çok mutluyduk. Sadece biz hayal kırıklığına uğramadık, Kacper de uğradı. Her şeyin biteceğini, artık daha fazla nakil ve enjeksiyon olmayacağını ve iyileşeceğini umut etmişti. Birden bire durum değişmiş, herşey tepe taklak olmuştu. Kacper’in hayat mücadelesi yeniden başladı. Kacper’in babası, „Pozitif kalmak için savaşmak zorundaydık çünkü başka hiçbir şey yardımcı olmuyordu” diye anlatıyor.

    Durum pek iyi değildi – hem trombosit hem de hemaglobin seviyeleri gittikçe düşüyordu. Ama bir umut ışığı doğdu. Kacper’in ailesi yeni bir bebek bekliyorlardı. Kacper’in babası, „Bize klinikte göbek kordon kanının toplanmasından ve bunun da, akrabadışı bir donörün kemik iliği yerine, Kacper’e nakledilebileceğinden bahsettiler” dedi. Göbek kordon kanı kök hücreleri diğer kaynaklardan alınan (örn.kemik iliği) kök hücrelerden çok daha değerlidir Çünkü yeni doğan bir bebeğin kök hücreleri olduğu için çoğalma ve farklılaşma yetenekleri yüksektir. Aynı zamanda kendilerini yenileyebilme açısından oldukça değerlidirler ve vücudun diğer hücrelerine dönüşebilme dereceleri yüksektir. Prof. Dr. Kalwak, „Göbek kordon kanı kök hücrelerinin metabolik hastalıkların tedavisinde periferik kan kök hücresi veya kemik iliği kök hücrelerine kıyasla daha başarılı sonuçlar verdiğini belirtiyor.

    2013 yılının Ocak ayında Wiktoria doğdu. Doğumu sırasında alınan kordon kanı alınarak Polonya Kök Hücre Bankası (PBKM)’ye gönderildi. Anne ve babası artık heyecanla kordon kanı kök hücrelerinin Kacper’e uyumlu olup olmadığını beklemeye başladılar. Herkes kız kardeşinden toplanan kanın Kacper’inkiyle uyumlu olduğunu öğrendiğinde çok rahatladı. Üç hafta sonra nakil gerçekleştirildi. Her şey güzel gitti. 30 gün sonra alınan sonuçlar, kordon kanı kök hücrelerinin vücut tarafından kabul edildiğini doğruladı ve lökosit sayısı da normaldi. „Kızımıza Wiktoria (Zafer) adını verdik, bu bir onurdu, çünkü onun kök hücreleri tam uyumluydu. Onun tanrının bir hediyesi olduğunu düşündük.”diyor Kacper’in annesi. Nakil işleminden sonra, Kacper iyileşmeye başladı ve hastaneden taburcu edildi. Şimdi evde ve ailesiyle birlikte. Ocak ayında okula geri döndü ve o çok özlediği arkadaşlarına kavuştu.

    „Kacper’in ailesinin, PBKM’ye güvenerek Wiktoria’nın kordon kanını bizde saklamasından dolayı onur duyuyoruz. Polonya Kök Hücre Bankası’ndan Dr. Tomasz Baran.
    bizim işimizde, bir çocuğun hayatını kurtarmaya yardım edebiliyor olmaktan daha memnun edici bir şey daha yoktur” diyor.

    Dünyada, 35,000’in üstünde kişiye göbek kordon kanı ile nakil gerçekleştirilmiştir. FamiCord group bünyesinde gerçekleştirilen 199 nakil olmuştur. Eylül 2012’de, Avrupa Parlementosu dokuların ve hücrelerin gönüllü ve karşılıksız bağışı konusunda (diğerleri arasından, göbek kordon kanı) bir kararı kabul etti. Bu nedenle, ülkelerde hem kamu hem de aile kordon kanı bankalrının kurulması gereğinin altını çizdi.

  • Dominika Göbek Kordon Kanı Dominika’yı Kurtardı
    Dominika’nın doğduğundan beri sağlık problemleri vardı. Doğduktan sonra ertesi gün, sindirim sisteminde rahatsızlıklar yaşadı. Daha sonra kalp anomalisi teşhisi kondu. Üç yaşındayken, kesilmeyen kusma ve ishal şikayeti vardı. Birkaç testten sonra, doktorlar ona trombositopeni teşhisi koydular – bu hastalık kan trombosit eksikliğinden kaynaklanıyordu. Birkaç yıl trombosit desteği verdiler, önce ayda bir kez ile başladı daha sonra ise iki haftada bir kez bu işleme devam edildi. Yazın durumu oldukça kötüleşti, organlarının direnci düştü ve kan trombosit sayısı azaldı. Daha sonra doktorlar ek testler yaptılar neyse ki tümör işareti olabilecek herhangi bir anomali ile karşılaşmadılar.
    Daha

    DominikaDominika normal olarak gelişti, diğer arkadaşlarıyla oynayabiliyor, okula gidebiliyor ve at binmek gibi hobilerine zaman ayırabiliyordu. Yine de, büyüdükçe okuldaki devamsızlığı da artıyordu. Doktorlar onun ciddi şekilde hasta olduğundan endişe ettiler. Dominika’nın tıbbi test sonuçları kötüleşince, tehlike arttı. Bayan Dorota, kızın annesi, diğer uzmanlardan yardım almaya karar verdi. Varşova’daki tıbbi test analizleri Dominika’nın Frannconi anemisi olduğunu gösteriyordu. Eğer bu hastalık teşhis edilseydi, bunun anlamı yüksek riskli tümör gelişimini doğrulardı.

    Teşhis daha fazla testten sonra onaylandı ve kısa süre sonra kemik iliği için donör aranmaya başlandı. Bir yıllık çalışmanın ardından, birkaç yarı uyumlu potansiyel donör bulundu, her seferinde doku uyum testleri yapıldı, ve donörlerin uygun olmadığı anlaşıldı. Bu zaman süresi boyunca, Dominika’nın ailesi ikinci bir çocuğa sahip olmaya karar verdiler. Bir gün, hamileliğinin son günlerine yaklaşmış olan Bayan Dorota, hasta çocuğunu hastanede ziyaret etti, umbilikal kordon kanı toplayan ve depolayan Polonya Kök Hücre Bankası’nın broşürü ile karşılaştı. Bayan Dorota daha önce hiç böyle bir olasılığı düşünmemişti. Bankanın danışmanından randevu aldı ve o da Bayan Dorota’ya tüm süreci anlatarak, şüphelerine açıklık getirdi. Danışmanla görüşmesinden sonra, Bayan Dorota çocuğunun umbilikal kordon kanının toplatmaya karar verdi.

    Dominika’nın kardeşinin doğumundan önce uygun donör bulunmasına rağmen, doktorlar nakil işlemi kararını vermeden önce beklemeye karar verdiler. Doğumda toplanan umbilikal kordon kanının Dominika’nın kanı ile uyumlu olup olmadığından emin olmak istediler. Uzmanlar, kardeşin kanının naklinin akraba olmayan birinin kanından daha iyi olduğunu iddia ediyorlar çünkü naklin tutmaması riski de komplikasyonlar da çok daha azdır.

    Ocak 2010’da, Kacper doğdu. Herkes ondan toplanan kök hücrelerdeki umbilikal kordon kanının Dominika’ya nakledilebileceğini öğrenince rahatladı. Doktorlar, erkek kardeşinin umbilikal kordon kanını ve kemik iliğini nakletmeden önce bir sene beklemeye karar verdiler çünkü Dominika o zaman sadece 11 yaşındaydı. Hayran olunacak bir sabır ve dirençle, Dominika, nakil işlemini bekledi. Bayan Dorota ise kızının cesur kararını anmak için saçını kazıttı. O zamana kadar, Dominika yalnızca saçından birkaç santimetre kestirmeye izin veriyordu; nakil işleminden önce kazıtmaya da itiraz etmedi. Bunun gerekli olduğunu biliyordu ve saçının traş edilmesini olgunlukla kabul etti.

    Nakil işlemi ile bağlantılı prosedürler uyarınca, Dominika yoğun bir kemoterapi ile tedavi gördü. Bunun amacı hastalıklı kemik iliği hücrelerini yok etmekti ve sonuç olarak bu onun bağışıklık sistemine zarar verdi. Yüksek güvenlik standartlarındaki, yalnızca doktorların ve yakın aile üyelerinin girebildiği, tecrit edilmiş, steril bir odada kalmak zorunda kaldı. Onun hayatını tehlikeye atmamak için, odaya girenler özel maskeler, önlük ve enfeksiyondan koruyucu giysiler giymek durumundaydılar.

    Nakil işlemi, Kacper doğduktan bir sene sonra Wroclaw Tıp Üniversitesi, Onkoloji ve Hematoloji Servisi, Pediyatrik Kemik İliği Nakil Merkezi’nde gerçekleştirildi. Bu hastane personeli için oldukça büyük bir olaydı. Dominika’nın durumuyla birçok çalışanları ilgileniyordu çünkü umbilikal kordon kanı kök hücreleri nakli Polonya’da daha önce tedavi amaçlı kullanılmamıştı, fakat diğer Batı ülkelerinin tedavi prosedürünün bir rutiniydi. Bunun sebebi ise, Polonya’da az sayıda umbilikal kordon kanı ünitelerinin depolanmış olmasıydı.

    Nakil işleminden bir buçuk ay sonra, Dominika’nın tıbbi test sonuçları oldukça iyiydi ve hastaneden ayrılabilirdi. Doktorlar sık sık, eve geri dönmenin hastalıkla mücadelede motivasyonu arttırdığını ve iyileşme sürecini hızlandırdığını söylüyorlardı. Bu sadece Dominika durumunda olanlardı. Gün be gün tedavinin etkileri çok daha tatmin edici olmuştu ve Dominika normal hayatına geri dönebildi, arkadaşını ziyaret edebildi veya dışarı çıkabildi. Şu an Dominika kendisini harika hissediyor ve bisiklete binmek, kaykay yapmak veya havuza gitmek gibi aktivitelerini gerçekleştirebiliyor. Hastalık sürecinin sonuna geldi ve bu zamandaki isteklerini artık gerçekleştirebiliyor.

    Galeria
    Galerisi
  • Milosz Kardeşinin Kordon Kanı Milosz’un Hayatını Kurtardı
    Bu resimde, Milosz 3 yaşında, güçlü, gülümseyen ve her zaman başkalarına yardım etmeye çalışan bir çocuk. Ona baktığınızda, kısa bir süre önce histiositozis olarak bilinen bir çeşit onkolojik hastalığın üstesinden gelmiş olduğuna inanmanız çok zor. Bu mücadelede ona küçük erkek kardeşinin yardımının payı çok büyük çünkü onun kordon kanı kök hücreleri Milosz’a nakledildi. Onlar Polonya’da kordon kanı kök hücresi nakledilen 7.ailedir.
    Daha

    MiloszHistiositozis sendromu, bağışıklık sistemine ait hücrelerde, histiositlerin fazla çoğalması nedeniyle oluşan bir hastalıktır. Histiositler bir organı kaplayıp ona zarar verebilirler. Klinik belirtileri büyük ölçüde hastanın yaşı veya etkilenen organlarına göre değişiklik gösterir. Hastalığın belirtileri kranial kemik lezyonları, gözlerin fırlaması, diyabet, kemik iliği, karaciğer veya diğer organ işlev bozuklukları, iştah azalması ve kilo kaybı olarak gözlemlenebilir. Çok nadir görülen bir hastalıktır, yaklaşık 2 milyon bebeğin bu hastalıkla doğduğu tahmin edilmektedir.

    Histiositozis için kök hücre nakli standart tedavidir. Pediyatrik hastalıklar ve klinik nakil uzmanı Dr. Dariusz Boruczkowski, "Nakili gerçekleştirecek hekimler bugün hastaya nakil için histiosit verilmesini sorgulamazlar, nakil doğru zamanda yapılırsa daha iyi sonuçlar elde etmek için ne yapabileceklerini sorgularlar” demiştir

    Milozs, Poznan yakınlarındaki küçük bir kasabada ebeveynleri ve erkek kardeşi Piotrus (Peter) ile yaşıyor. Milozs, Graya ve Przemek çiftinin ilk çocuğuydu. Hamileliği boyunca hiçbir problem yoktu ve bebeğin hasta olabileceğine dair de hiçbir belirtiye rastlanmamıştı. Buna rağmen, Milosz’un doğumundan birkaç ay sonra rutin test sonuçları uyarı vermeye başlamıştı. Doktorlar bir dizi özel testler yapmaya başladılar ve uzun bir belirsizlik sürecinden sonra, ebeveynlere teşhis söylendi – Milosz histiyositoz hastasıydı. Bu onların öğrendiği tek şok edici haber değildi. Diğeri, tamamen beklenmeyen haberdi, Grazyna hamileydi. Anne babasının duyguları sevin içinde derin bir üzüntü yaşayacak kadar karmaşıktı, fakat Milozs’un annesinin hatırladığına göre, derin bir üzüntü hakimdi.

    Histiositozis teşhisi demek Milozs’un hastanede birkaç ay geçirmek zorunda olması demekti. Anne babası görev paylaşımı yaptı. Babası oğlunu haftasonları ziyaret ediyordu, annesi ise, hamileliğinin son zamanlarına kadar Poznan’daki klinikte haftaiçleri oğluyla kalıyordu. Kemik iliği nakli için donör arayışı başlamıştı. Ilk adım aileye test yapmaktı fakat donör olarak genetik açıdan uyumsuzdular. Doktorların uygun kemik iliği donörünü bulmalarını beklemekten başka seçenekleri kalmamıştı. Hastalıkla savaşı süresince, Milosz tedavilerinde oldukça cesur davrandı ve vurulduğu iğnelerin hiçbirinden şikayet etmedi. Sıklıkla hastanede sadece annesinin ve doktorlarının ona eşlik edebildiği izole edilmiş steril odada kalmak zorunda kalıyordu. Onu enfeksiyon riskine karşı korumak zorundaydılar, bu da diğer aile üyelerinin onu ziyaret etmesinin kısıtlanması demekti. Milosz ikinci doğum gününü de hastanede geçirmişti fakat kendi doğum günü pastasından tadamamıştı çünkü özel bir diyet uyguluyordu. Ve bu yaşadıklarının en kötüsü bile değildi. Onun inanılmaz enerjisi ve neşeli hali sayesinde tüm hastane personelinin favorisi oldu; cesur ve iyi davranışları sebebiyle bir cesaret diploması bile aldı, ailesi onunla gurur duyuyordu.

    Bir yıldan daha kısa süre sonra, doktorlar aileye uygun kemik iliği donörünün bulunduğunu ancak bulunan bu donorün tam HLA uyumluluğu sağlamadığını bilgilendirdiler. Aynı zamanda Grazyna ikinci çocuğunun doğum sırasında göbek kordon kanı kök hücrelerinin toplanabileceğini öğrendi. Göbek kordon kanı kök hücreleri, yeni doğan bir bebeğin kök hücreleri olduğu için bu kök hücrelerin çoğalma ve farklılaşma kapasitesi de oldukça fazladır. Aynı zamanda kendilerini yenileyebilme açısından oldukça değerlidirler ve çok çeşitli dokulara farklılaşabilirler. Kordon kanı kök hücreleri kemik iliği nakline alternatif bir tedavi olduğu gibi kemik iliği naklinden farklı olarak nakil için tam doku uyumuda gerektirmez. Grazyna yeni doğacak çocuğunun doğumunu beklemeye ve ikinci çocuğu Piotrus’tan göbek kordon kanı toplanmasına karar verdi. Içgüdüleri Grazna’ya bu riski almaya değeceğini söylüyordu ve doktorlar da onu bu kararında destekliyorlardı. Göbek kordon kanı, Polonya’daki tek aile bankası olan ve kök hücre naklinde tecrübesi bulunan Polonya Kök Hücre Bankası’nda depolandı.

    Milozs’un test sonuçları, kardeşinin kök hücrelerini alabileceğini doğrulayınca herkes derin bir nefes aldı. Nakil, Piotrus’un doğumundan bir ay sonra, Poznan Tıp Fakültesi, Pediyatrik Onkoloji, Hematoloji ve Nakil Merkezi’nde gerçekleştirildi. Milozs’un ailesi lökosit test sonuçları için 30 gün daha beklemek durumundaydı. Herkesin içinde bir neşe vardı, test sonuçları başarılıydı ve Milosz iyileşmeye başlamıştı.

    Milozs, nakilden önce yeni doğan kardeşini gördü. Ilk 6 ay Milozs ile hiçbir temasa izin verilmedi. Ailesi, iki kardeşin birbirini yeniden gördüğündeki tepkileri açısından endişeliydiler.  Ancak, kardeşlik bağı ayrılıktan çok daha güçlüydü. Grazyna’nın anlattığına göre, birbirlerine beş dakika kadar sarılmış halde kaldılar.

    „Benim büyük oğlum bir kahraman çünkü hastalıkla savaşını kazandı. Çok cesurdu ve her zaman savaştı. Ve küçük oğlum ona göbek kordon kanını vererek abisinin hayatını kurtardı”,diyor Grazyna.

    Şu an, neredeyse naklin üzerinden bir yıl geçti, Milozs şu an akranları gibi eğlenebiliyor. Yanlızca hastaneyi test kontrolleri ve özel diyet uygulamak için gidiyor. Görünüşe göre en kötü günler artık geride kaldı. Ailesi geleceğe umutla bakıyor.

    Çocuklarda ilk göbek kordon kanı kök hücre nakli Polonya’da 2000 yılında gerçekleştirilmiştir. Bu zamana kadar, benzer 20 prosedür uygulandı. Bir aile kordon kanı bankası olan Polonya Kök Hücre Bankası (PBKM)’nda saklanan kanlardan 8 tanesini kullanılmıştır, diğer talepler, halka açık bağış amaçlı kullanılan yurt dışı bankalardan karşılanmıştır. Göbek kordon kanı kök hücreleri 1988’den beri dünyada kök hücre nakli için kullanılmaktadır. 2011’in ortalarında, 25,000’in üzerinde çocuklar ve yetişkin hastalarda kök hücre nakli gerçekleştirilmiştir.